Altımda inleyen kadınlar ve ben...

 

Kız arkadaşımı aldım, 3000 motorluk aygırımla okuldan çıktım. Arabamın içinde kulakları sağır edicek bir müzik, bir elim kız arkadaşımın çıplak etli bacaklarını mıncırırken TEMde hızlıca zikzaklıyorum. Tabi ki kısa sürede şehre girdim ve trafikten, ara yollarda kaçarak kız arkadaşımı modadaki evine yetiştirmeye çalışıyorum. Bahar gelmiş etraf cıvıl cıvıl, bütün hatunlar, türbanlı kadınlar bile açılmış saçılmış, bütün hatunların dişiliği ve isteği yerinde; hatta fazlacı arzulu, sevişmeye...

 

TEMde sarf ettiğimiz zamanın bi’ iki katını, yarısı kadar olan şehir yolunda, trafiğin içinde sörf yaparak harcadıktan sonra MODAya geldik. Sevgilim Kadıköy’deki işlerini halledebilmek için, hemen dizlerinin üzerinde biten eteğini değiştirecek ve sonra beraber Bahariye’nin sokaklarında beraberce turlayacağız, lise yıllarında yaptığımız gibi. Bana, her zaman aradığım firikikleri vermeyi ihmal etmiyerek arabadan indi, bi’ göz kırptı ve merdivenlerden yukarı doğru evine koştu. Malum, MODAnın ara sokakları ve tabiki parkedicek biryer bulmaktansa yolun ortasında beklemek ve nadir gelen arabalara yol vermek daha mantıklı; orda öylece bekliyorum.

 

Sevgilimin bacakları ve baharla açılan hatunlar frikikler beni azdırmış olacak, gözlerimden şehvetin kallavisi akıyor. Tüm piçliğim ile koltuğuma kurulmuş, radyo’dan gelen müzik sesine ritim tutuyorum, dişlerim ile hafif dudaklarımı ısırmış. Derken o arsız, tutuşan fahişe sarı elbisesi ile karşımda belirdi. Geniş kıvırları ile bele kadar inen sarı saçlar, üstünde, vücudunun tüm kıvrımlarını ve özellikle göğüslerinin genişliğini belirten, bol sarı bir elbise, belinde geniş siyah bir kemer, güzel desenli tüm bacaklarını siyahı ile kapatan kilotlu çorap ve gene siyah çizmeleri ile bir afet salına salına bana doğru geliyordu. Elinde bir kahve vardı, dikkatlice onu taşıyordu. Eli yanıyor ve o da suratını ekşitiyordu. Güneş gözlüğü kafasında, canının yandığı her halinden belli, azmış gençliğini söndürecek bir erkek bulamamış ve artık evlenme zamanını kaçıran 30 yaşlarında entellektüel bir kadındı. İçini zor tutuyordu kahveyi bırakmamak için ve bir an siyah arabayı ve içinde onu yiyen yakışıklıyı fark etti. O bendim ve istekli gözlerimle bütün vücudunu yediğimi, dudaklarımı ısırarak, ona arsızca belli ediyordum. O da bu arsız gözlere takılmış ve MODA’nın taşlı yollarına topuğunu takıp tökezlemekten alamadı kendini. Düşmemek için ani kıvrak hareket ile dengesini sağlamış ama kahvenin bardaktan bırazcığının taşıp elini yakmasına engel olamamıştı. Camım açık ve onun kısık ama acı olan inleyişini duydum ve hemen ardından gözleri ile beni buldu. Şimdi göz gözeydik ve artık davranmalıydım.

 

Hemen kapıyı açarak, dışarı atıldım ve:

 

-         Durun size yardım edeyim...

-         Ay çok teşekkürler!

 

Elindeki bardağı kapmış ve onu artık benimle daha fazla konuşmak için hapsetmiştim. Hemen elini ağzına götürdü ve gene o bütün arsızlığı ile kıpkırmızı rujları ile kocaman yaptığı dudakları arasında emdi. Tahmin ettiğim gibi yaşını geçirmiş ama hala çok tatlıydı ve içerisinde bastırdığı azgın fahişeye artık engel olamayacak kadar azmıştı.

 

-         Çok teşekkür ederim, alayim... (baskılı bir isteğin gelişi anında kendini bırakmayacak kadar istekli değildi bunu söylerken. Beni deniyordu, gerçekten onu ikna edebilecek kadar zeki isem, bana kendini teslim edebilirdi; tabiki tabularını bırakmayarak(!). Belli bana doğru gelirken, o da beni istemişti ama kültürümüz gereği atak olamazdı!)

-         Yok canım no’olcak. Yakınsa evinize kadar eşlik edebilirim.

-         Yok evim uzakta.

-         O zaman arabayla gideriz; buyrun! (Tüm piçliğim ile kapıyı açmış ve şirin şirin gözlerinin içine gülüyordum)

-         Aslında evim hemen 3 sokak aşşağıda; arkanızda kalıyor yani

-         Tamam ne’olcak; biz de geri geri gideriz.

 

Arabanın kapısnı açtım ve hemen kolundan nazikçe tutup diğer kapıya doğru yaklaştırdım. Kapıyı açmaya niyetli olduğuna inandığım anda elini bırakıp hemen yerime koştum. Yüksek arabama binerken vereceği frikiği kaçırmamalıydım. Onun, evine beraber çıkmamıza izin vermesini sağlayabilmek için, tekrardan arsız gözlerimi onun etrafa sunmuş olduğu güzelliklerinin üzerinde gezdirererek, onu biraz daha azdırmalıydım. O da benim ne yaptığımı biliyor ve beni aslında istiyordu. Tek yapmam gereken ona istediğini verebileceğimi gözlerimle göstermek; çünkü o, bu arsız göz temasları ile ıslanan, şehvetli bir kadındı.

 

Geri vitese taktım. Kahveyi arabamdaki yerine koydum ve ağır ağır, arabaya binişini izledim. Bacakları, dolgun memelerinin salınışı ve kokusunun burnuma kadar gelmesi, beni dikleştirmiş ve keten bol pantolnumun altında belirmişti bütün hayellerim. Biner binmez fark etmiş olduğuna emin ve fakat hiç saklamayarak, bir dikiz aynasında arkama, bir kadının bacaklarına bakarak gidiyordum.

 

-         Çok saolun; çok komik ve aynı zamanda zahmet oldu.

 

Gülüştük.

 

-         Ne münasabet efendim! Benim için büyük bir zevk. İzin verirseniz şöförünüz bile olurum

 

Güldü ama bu çiğ espriye tav olacak kadar basit olmadığını kanıtlaması gerektiğini düşündü ama bir an için olayı bir fantazi gibi hayel etti; hoşuna gitti ve dudaklarının altından sırıttı; ayıp olmasın diye (!).

 

-         Arabanıza binen herkesin, böyle şöförlüğünü yapmak ister misiniz?

-         Hayır, sadece sizin gibi buraya oturmayı hakkedicek kadar şehvetli kadınların...

 

Bu herzamanki taktiğimdi: karşında ki kadın arsızlığı düşünüyorsa ona arsız olmaktan çekinme ve eğer kadın karşında arsız olmaktan çekiniyorsa, bil ki o kadını daha etkileyememişsindir.

 

-         Nasıl yani? Benim nerem şehvetli canım? Ay şey pardon; burda ben ineyim, evim hemen şurda...

-         (Yakınlaşarak ve tam göz bebeğine bakarak.) Bak şimdi! Beni yanlış anladınız, beni şehvetlendiren, sizinki gibi derin bakan ve keşfedilmesi gereken derin bakışlara sahip kadınlar.

-         Ahaa, teşekkürler ama evim burada ve o yüzden inmek istiyorum; yanlış anlamayın, iltifatınız için teşşekkürler.

-         Bu kahve sizin için büyük değil mi?(gülüyoruz) Gelin bunu beraber içelim!

-         Siz aynı zamanda çok akıllısınız! (Kahkahalarla gülüyor)

-         Lütfen, size hem kendimi tanıtmak hem de sizi biraz daha tanımak istiyorum. İsterseniz ellerimi bağlarsınız ve böylece size bişicik yapamam!

 

Gülüyordu ama aslında gözlerinin içine sunduğum en masum bakışımla bu arsızı teklifi yaparken ben, çok heycanlanmıştı. Siyah canavar bir arabanın içindeki azgın piçi, böylesine dizlerinin üzerinde dilenirmişcesine yalvartabilmek, ya da bu kadar güzel olduğunu hissetmek anüsünün vajinası ile birleştiği noktada bir yanmaya ve içinde engel olamadığı kanın, fıkır fıkır kaynamasına sebep oldu.

 

-         Peki ama çok işim var, kahve bitince hemen giderseniz sevinirim!

-         Pişman olmayacaksınız!!!

 

Mutluluğumu belli etmeyerek hareket etmeye çalışıyordum ama kalbim küt küt atıyordu. Onu altımda inleticektim ve o da bunu en az benim kadar istiyordu. Kalp atışlarım ile bol pantolonumun altında nabız gibi atan organım gözlerinin önündeydi. Bakıyor muydu bilmiyorum ama orama bakıp, ona isteklenmiyecek bir hatun ne arabama binerdi ne de beni evine alırdı; bunu biliyorum.

 

Hemen park ettim ve kapısına koştum. Kafası karışıktı bu frikiği veremezdi. Her ne kadar istekli de olsa, o bir fahişe değildi. Kontrol edemediği, içindeki azgın  kızın bu isteğini pişman olmadan geçiştirebilmek ve bu deliliğini bir anı haline getirebilecek kıvraklığı nasıl sağlaycağını düşünmekteydi. Bir yandan halen boynunda, kursağından ağzına ve ordan bir ateş gibi püskürmemesi için zor tuttuğu azgın küçük kızı düşünüyordu.

 

Elimde kahve onun yanındaydım. Öncelikle güneş gözlüğünü gözlerine indirdi, böylece artık azgın kızın kontrol ettiği gözlerini gizledi benden. Sonra adım adım düşünmeye başladı, nerelerde çözülebilirdi ve nasıl davranmalıydı. Kapıya geldiğimizde, anahtarının çantasında olduğu ve kapının üzerinde bir bekleyişe hazır olmadığından panik yapti. Hemen anahtarı aramaya koyuldu. Kolundaki çantasına eğildiği sırada, parlak ipek elbisesi gerdanından kıvrım yapmış ve içeride diri ve iri sütyeninin içine hapsettiği göğüslerini gördüm. Azgın kız bunu anladı ve zavallının dizlerini titretti. Arkasını döndü, anahtarı eline almıştı ve titreyen elleri ile kapıya yöneldi. Ona daha da yaklaşmıştım, nefesi daha da hızlandı; azgın küçük kızı kusmak üzereydi ama niyahet kapı açıldı ve kendini içeri attı.

 

Bende hızlıca peşinden; hemen asansöre yönelmiştik. Asansör karanlık ve küçüktü. Ne tarafta olması iyiydi bilemiyordu. Önce o mu binmeliydi yoksa ben mi kestiremiyordu; kapıyı açtı, arkasından geldiğimi biliyordu ve hemen kendini içeri attı. Bende arkasından.

 

Ona fırsatçı olmadığımı ve onu rahatlatmam gerektiğini biliyordum ve:

 

-         Kaç yaşındasınız?

-         Eee, şey

-         Çok genç gösteriyorsunuz ve ilk defa bir erkekle eve gidiyormuş gibi de heycanlı...

 

Gülüşüyoruz. Gülüyordu ama kızıyordu kendine ve beni mat etmek istiyordu ama ne yapabilirdi?

 

-         Yok sıcak, bi de yorgunum biraz...

-         Haklısınız, havalar bir anda bunaltıcı oldu.

-         Evet.. . Ha Geldik!

 

Asansör kata geldiğinde, herzamanki zıplayışını yaptı ve karşımdaki olgun kadınımın olgun göğüsleri zıpladı. Gerçekten onu oracıkta becermemek için kendimi zor tutuyordum.

 

-         Eviniz çok güzel bi yerde; gerçekten ne iş yapıyorsunuz? Kaç yaş(lar)ındasınız?

 

Gülüyor;

 

-         Hayır efendim; yaşımdan çekinmiyorum, 33 yaşındayım.

 

Gene eğilerek evinin kapısını açıyordu. Yaşı 33, tüm azmışlığı ile bu kadını evinde bağartarak sikecektim ve bunu o kadar iyi yapıcaktım ki onun aşkı olacaktım. Kendimden bu kadar emindim, çünki biliyorum, dünyada sevişmeye açık tüm kadınlar hiçbir sorumluluk yüklenmeden, sadece seks ve şehvetleri için azmak, azdırılmak isterler; sadece doğru zamanda ve doğru şekilde yaklaşamayan erkekler vardır. Doğru zamanda karşısındaydım, bu bir şans tabi ama aynı zamanda, statüsünü bilmeyen, onun arkadaşlarına ve konumuna yabancı bir erkektim; kabul edebileceği bir çekicilikte ve azıdırabilecek zekilikteydim; üzerinde fazlaca düşünülecek birşey yoktu. Bütün bunlara ek olarak, hayır diyemiyeceği kadar azmış, gecenin sonunda kendisini elleriyle ve yorganlar, yastıklar ile boşaltacağnı bildiği bir günde karşısındaydım fakat onu sürekli olarak iltifatlara boğmalıydım yoksa buradan beni kovabilecek kadar kızgındı içindeki azgın kıza; evet, yaşından çekinmiyordu ama daha 2 dakka önce sokakta tanıştığı bir adamı evine atmamıştı:

 

-         Bence de çekinmemelisiniz, sizden çok daha genç yaşta olanlardan daha çekici ve alımlısınız!

 

Artık onun bölgesindeydik ve bu iltifat, klişe de olsa, duymak istediği bir cümleydi. Perdeler ve panjurlar ile örtülü, açık camlar ile iyi havalandırılmış evine buyur etti beni.

 

-         Buyrun, siz oturun; ben hemen kahveyi servis yapıp geliyorum...

-         Yok lütfen siz zahmet etmeyin; ayakkabılarımı çıkartayim mi?

-         Lütfen geçin!

 

Kalın topukları, mermer kaplı hol de yankılanıyordu. Biraz müzik ve içki olsa iyi olurdu ama ben de o kadar heycanlıydım ki, konuyu oraya nasıl getirebileceğimi bilmiyordum. Beraberce hemen karşıdaki mutfağa girdik, kabı tezgahın üstüne koydu ve tezgahın üstündeki dolaplardan iki tane küçük kahve bardağı çıkarmak için arayışa geçti. Dirseğimi karşıdaki tezgaha yaslamış, arkadan onu izliyordum. Sarı ipek elbisesinin dolgun vücuduna yapışması ile orataya çıkan hatları beni heycanlandırıyordu:

 

-         Halen bana ne iş yaptığınızı söylemediniz?

-         Eee, şey; ben bir...

 

Derken bana dönmeye çalışıyordu, arayışını sürdürürken. Yukarları uzandı, verdiği frikiklerin bilincinde ve her an ona saldırabilme ihtimalinin heycanı ile titriyordu. Dizlerinin üzerlerindeki ve poposunun aşşağılarında elbisenin hemen bittiği yerde bacakları, alev alev yanıyordu. Bardakları buldu, tezgaha koydu ve sıcak kahveyi alel acele koymaya çalışırken döktü. Bir anda boca ettiği kahve, bardaktan taşarak tezgaha ve oradan da sıçrayarak, kilotlu çoraplarına ve elbisesine geldi. Elbisesinde hemen leke olmuştu. Hemen arkamdaki kağıt havludan kopardım ve ona yöneldim; bu bir şanstı ve kaçırırsam, salaktım:

 

-         Şey buyrun!

 

Dizlerimin üzerine çömdüm, elbisesini siliyor ve diğer parmaklarım ile bacaklarına dokunuyordum.

 

-         Teşekkür ederim... Off, pardon.

 

Ellerimden kağıt havluyu çekti aldı; halen, ‘edebli olmalıyım’ diye içinden geçiriyordu. Üstünü silerken, yerimden doğruldum:

 

-         Canınız yanmadı ya?

-         Yok da işte, güzelim kahve gitti; resmen kısmet değilmiş.

 

Gülüyordu ama beni böylece kovmayacağına emindim:

 

-         Siz yaparsınız o zaman, inanıyorum ki Satrbucks’dan daha iyi kahve yaparsınız!

 

Gülüştük ve bu biraz daha konuşmak istediğimi, ona saldırmak gibi bir planımın olmadığını kanıtladığından rahatlamıştı. Güldü biraz daha ve rahatladı:

 

-         Tamam ama üstümü değiştirmeliyim.

-         Tabii ki, eğer bana kahvenin yerini gösterirseniz ben de çalışmaya başlarım.

-         Kahve burada; şurdan ketıla su doldurursanız ben de yapabilirim aslında... Resmen misafire iş yaptırmak bu, pardon...

 

Gülüyor.

 

-         Ne önemi var canım, zaten ben kendi kendimi davet ettirdim.

-         Tamam o zaman ben hemen geliyorum.

 

Gözlüğü gözünde yoktu ve ketıla yönelirken tekrardan elbisesinin kıvrımı arasında o dolgun memelerini gördüm. Aletimi önleyemiyordum; ceketimin altında gizlediğim önüm yanında açıldı ve kocamanlığımı gördü. Gözleri ile bana bakıyordu ve ben ketılı almıştım. Sonra gözlerini kurtardı ve gözgözeydik; artık ikimizde ne istediğimizi biliyorduk.

 

Hınzırca göz kırptım ve hemen uzaklaştı. Türlü türlü hayeller kuruyordum. Gerçekten harika bir kadındı. Onu nasıl benimle sevişmeye ikna edicektim, bilmiyordum ama beni böylece azdırmaya devam edicek olursa saldırcağıma emindim. O da beni istiyor olmalıydı, bütün arzum ile kaldırdığım benliğimi görmüştü. O da, ya tecavüze razı olacak ya da biraz daha gösterip hazırlayacağı kıvrak bir numara ile pozisyonu bozacaktı. Bakışlarından bozmak istemediğini ya da bozamayacak kadar onu azdırabildiğimi biliyordum.

 

Suyu koydum ve mermerde şıplayan bir terlik sesleri yaklaşmaya başladı:

 

-         Şey siz oturun isterseniz, dedi...

 

Kapının eşiğinde belirdiğinde ölecek gibi oldum. Aynı seksiliğin fevkinde bir ev elbisesi geçirmişti üstüne. Gerdan kısmı düğmeler ile kapalıydı, en üst düğme açık bırakılmıştı ve dizlerinin altına kadar uzanıyordu bu elbise. Çorabını çıkarmış ve uzun sarı saçlarını tepede toplamıştı. Üstündeki bu tiril beyaz elbise ile içeri girdiğinde ortadaki bu karanlığı yok etmesi gerektiğini düşündü ve panjura yöneldi.

 

‘L’ şeklinde uzanan tezgahın uç kısmındaki panjurun ipine uzandı ve yavaş yavaş çekti; bulunduğum yerden kestiremediğim gün ışığı içeri uzandı ve üstündeki elbise ince bir tülmüş gibi içini gösterdi. Arkasından sütyen olmadığını görmüştüm ve o ince belinde dönen tangası da bir harikaydı. Poposunun üst kısmı ve serbest memelerinin salınışını izlemek beni orada bitirebilirdi.

 

İçerisi, yandaki, tamamı cam, küçük balkona açılan şifonyerin de yukarı kaldırılması ile iyice aydınlanmıştı ve bana döndü. Sanki çırıl çıplak önümdeydi; bütün vücut hatlarını ve orasına utanmadan bakıyordum ve o da önce bana sonra kocaman önüme bakıp, kendisine, dikleşen meme uçlarına baktı. Derin bir nefes aldı, sonunda gözlerimi vücudundan gözlerine kurtarabilmiştim. Gözleri ile gayet masum ve teslim, ‘hadi sik beni ama lütfen nazik davran’ diye yalvaryırodu.

 

Ona doğru yöneldim. Bir adım geriye attı ve sırtı soğuk mutfak tezgahına dayandı. Ona saldıracaktım biliyordu ve artık önlemeyi düşünemeyecek kadar savunmasızdı. Vajinasını sabunla yıkadığında vıcıklaştığı gibi bi’ hiss duydu bacaklarının arasında ve inanamadı; daha şimdiden ıslanıyor muydu? Belini kolumla kavradım ve kendimi ona doğru çektim, boynuna ağzımı koydum. Dişlerimi hissettirerek onu dolgun dudaklarımla ıslatıyordum. Parmaklarının ucunda, ayakları yerden kesilmişti. İki eli ile onu kavrayan ve kasıldığı için avuçlarında taş gibi sertleşen koları tutuyor ve onu istediği uzaklıkta tuttuğunu sanıyordu. O önleyemediği sert kolların yanlarına uyguladığı baskı, nefesini daraltıyordu ve bu yüzden avuçladığı kaslarımdan beni itiyordu. Her halükarda ona çok yakındım ama o gene de bi emliyet kemerinin olduğunu ve kollarımdaki, azgın kızını daha da şehvetlendiren kaslarımı tutmayı rahatlatıcı buluyordu.

 

Ellerimle ensesini tuttum. Yanaklarında gezdim. İyice yumuşadı ve dudaklarımı yanaklarında hissettiğinde durdumak zorunda olduğunu hatırladı:

 

-         Lütfen dur!

-         Çok tatlısın...

 

Durmak istemiyordum. İki elim belinde, parmaklarımın uçları ile poposunun üstündeki kaba etleri inmeyi istiyordum. Kaslarımı avuçlayan ellerini aşşağı indirdi ve beni oradan uzaklaştırmaya çalıştı.

 

-         Lütfen diyorum!!! Hani kahvemizi içecek ve sen hemen gidecektin?

-         Ben hiç öyle bişi dediğimi hatırlamıyorum... (hala kafamın tüm ağırlığını omuzlarına ve boynuna bırakarak dudaklarımla onu öpüyordum.)

-         Ne yani ne yapacaktın peki?

-         (durdum ve gözlerine baktım) Bak tatlım, beni buraya kadar almak sen de istedin, bütün firikiklerini gözlerime çekinmeden sundun, içeri gidip çamaşırlarını çıkartarak bu iç gösteren gecelik gibi elbisen ile karşıma geldin! Lütfen beni istemediğini söyleme...

-         Saçmalamayın lütfen!

-         Sus artık! (Artık onu zorlamalıydım. Ok yaydan çıkmıştı ve geri dönüş mümkün değildi. Atılacak geri adım benim ve azgın organımın tek başına kapı önüne konulmasını kabul etmek demekti.)

 

Elbisesinden çektim ve karşı taraftaki duvara doğru itekledim. Ağzından çıkan lafları duymuyordum ama o da mantıklı cümleler kuramıyordu ve sadece ‘hayır’ türevi iniltiler ile bana karşı koymaya çalışıyordu. Sırtı duvara vurdu ve ellerimi bacaklarının arkasından elbisesinin altına geçirdim. Güzel poposu kocamandı, avuçlarıma sığıyordu. Kibarca avuçladım ve bana karşı gelmek için sarf ettiği sözleri ağzına tıkıyarak geniş dudaklarımla ağzına yumuldum.

 

Öpmüyor adeta dondurma yer gibi emiyordum dudaklarını. Böylesi bir istek onu da isteklendirmiş olmalı, beni iten kolları kitlendi. Parmak uçlarımın, çok da uzun olmayan kıllarının baş gösterdiği arasına gelince ister istemez inledi ve parmak uçları ile kendini geri itti. Benden uzaklaşmak istiyordu ve bende onu duvarla aramda eziyordum. İki yandan ve arkadan saldırıya geçimş, ellerim ve uzun olan orta parmağımın ilk boğumu ile tangasını araladım ve onun içini araladım. Su gibi akıyordu içi. Bu sırada dudaklarını, yanaklarını ve boynunu, kah ısırıyor kah öpüyor kah çenem ile bastırarak masajlıyordum. Benim olacaktı, ona saldırmam onu bitirmişti.

 

Belkide bunu seviyordu ve herşey bu şekilde geliştiği için artık daha fazla karşı koymak istemiyordu. Pişman olursa tecavüze uğradığını düşünerek, bir orospuymuşcasına yolda yürürken tanıştığı bir erkeğin önce arabasına binerek, onu evine atmış olmasına bir bahane üretebilirdi. Bıraktı kendini bana artık ve kolları iki yanda arkasındaki duvarı iterek bedenini bana sürttürmeye başladı. Kollarından okşayarak, kol altlarını kavradım ve onları omuzlarıma boynuma çıkardım. Hala onu öpüyordum ve o artık beni kaslı sırtımın üzerinden ve boynumdan sarıyordu.

 

Belinden tuttum ve hemen solumdaki, onun belinin biraz üstüne gelen tezgaha, güzel geniş poposu bana dönük bir şekilde yasladım. Ona yaklaştım ve iyice tezgaha doğru ittirdim, boynunu arkadan yalamaya başladım. Kulak memelerine, yanaklarına derken, dik organımı poposuna bastırarak ona sürtünüyordum. Oda iyice azmıştı ve artık oda istiyordu. Birazcık uzaklaştım ve kocaman ellerimle keşfedercesine arkasını poposuna doğru okşamaya başladım. Ellerim poposuna geldiğinde, hiç çekinmeden elbisesini kaldırdım ve eğilerek  poposuna ısırıklar kondurmaya başladım. Parmaklarının ucunda, iyice tezgaha uzanmış kıvranıyordu. Tekrardan o geniş kalçasını avuçladım ve iki yana doğru araladım. Dilimi çıkardım ve bacak arasında saklamış olduğu ıslak hazinesini, elma şekeri yalayan çocuklar gibi emmeye başladım.

 

Dudaklarım ıslanıyor ve yapış yapış oluyordu onun koyu kıvamdaki sıvılarıyla. Bu beni daha fazla iştahlandırıyor ve kendi dudaklarımı da yalayarak onu yemeye devam ediyordum. Sırılsıklamdı ve artık beni içinde istiyordu. Derine inen dilim ile yalayışlarım onun içini gıdıklıyor, çok hoşuna gitmesine rağmen organını benden kaçırmasına sebebiyet veriyordu. Biraz daha devam edersem zangır zangır mutfağın ortasına işeyebileceğini düşünecek kadar keyiflendiriyordu onu yalayışlarım ve vajinasından akan sıvıların anüsüne bulaşması ile beraber iki deliğide istem dışı genişliyordu. Artık bişi girmeli derken, parmağımın gene sadece bir boğumunu arka deliğine doğru sokuyor ve yukarı doğru ittirmeye başlıyorum.

 

İçi akıyor adeta orasına doğru, gözleri kapalı tezgahın üzerinde bitik olduğunu hissediyor bir an, tezgahtan bedenine gelen soğukluk ile. Bütün bedeni ısınmış ve kafasından aşşağı terler boşalıyordu, saçlarını tepede toplayan tokası, saçlarını avuçlayan ellerim yüzünden çıkmış, doğal olarak dağılmış ve onu daha fazla terlediyordu. Orasından yayılarak, her yeri yanıyordu. Ayağa kalktım, kenara doğru kaydırmış olduğum tangasını kuvvetlice çektim, cart-curt etti ve sonunda onun yanlarını acıtmış olsa da, ince olan yerinden yırtılarak koptu. Diğer tarafı kopmadığından hala bir bacağında tanganın kopmamış kısmı ile duruyordu. Tezgaha dayanmış, elleri uzaklara uzanmış kafası aşşağıda idi.

 

Uzun süre durakladığım için kafasını kaldırdı. Önce önündeki duvara sonra dönerek bana baktı. Heycandan beyaz teni kıpkırmızı kesik kesik nefes alıyordu. Beli halen arkası bana dönük bir şekilde tezgaha dayalıydı. Parlak amcığına baktım ve ona. Gözlerimin içine bakıyordu. Söyleyemiyordu:

-         Söyle!!!

-         (nefes nefese) neyi?

-         Ne istediğini? Hadi söyle!!!

-         (suratında hınzır bir gülümseme ile, pes ederek ve biraz da kızarak) Bırak beni artık !?

-         (kalkmaya çalışıyordu, onu belinden tezgaha bastırdım ve saçlarından tutarak tazgaha ittirdim ve yukarı çektim kafasını biraz) Benden neyi istediğini söyle! Hadi!

-         Ahhh (saçlarını çekmem canını yakıyordu ve bir yandan pantolonumu çözüyordum)

-         Hadi söyle artık! İtiraf et; beni sikmen için seni buraya getirdim de!

-         Saçmalama lütfen; bırak beni ve git artık!

-         Söyle hadi beni istediğini, itiraf et! Çok daha eğlenceli olucak herşey...(pantolunumu indirdim ve arka cebimdeki prezervatifi çıkartarak dişlerimle yırttım ve çıplak sırtına koydum)

-         Bırak beni!!!

-         Bak! Ya bu sırtında kalıcak ve içine çıplak girerek içine boşalacağım ya da bana ne istediğini bu mutfağın duvarlarında çınlatırcasına haykıracaksın!!!( Boşalan elim ile okkalı bir tokat patlattım poposuna, diğer ellerim saçlarında onu havaya çekerek. Bu onu heycanlandırmış olacak ki, canı yanıp bacaklarını kırarak kendisini kaçırmasına rağmen tekrardan poposunu olduğu yere getirmişti, istem dışı.)

-         Lütfen prezervatif kullan... Lütfen...

-         Yanlış cevap! (Bir kez daha vurdum poposuna bu sefer daha sert. Poposuna vurduğum yer, hemen kızarmıştı elim şeklinde)

-         Lütfen, lütfen(ağlar gibiydi, titriyordu dizlerinden ama elleri ilerde bileklerinden kıvrık duvarları tırnaklıyordu. Gerçekten rahatsız olsa, eline birşey kapıp kafama atabilir ya da kıvrak bir şekilde uzaklaşabilirdi; en azından bağarmasını bekliyordum ama o sadece lütfen diyerek dileniyordu, acınmak istiyordu ve teslim edildiğini hissetmek!)

-         Lütfen, lütfen diyeceğine bağır şurada, sik beni diye!(bir şaplak daha attım poposuna ve zıpkın gibi organımı önümdeki parlak boşluğuna hızlıca gömdüm. Haykırmaktan öte bir böğürtü gibi içindeki boşalan kurtlarını seslendiriyordu adeta)

-         Offfff

 

Taş gibi bir erkekliği bir anda içindeki boşluğunda hisseden her kadın o delirme anını bilir. İçin dışından çıkacak gibi gerdanınınız kabarır ve sadece nefesinizi tutmak istersiniz. Bütün duvarlarınız ile içinizdeki şişkinliği avuçlarsınız adeta, istem dışı olarak ve sadece kendinizi kasım kasım kasmak rahatlatır sizi.

 

Poposuna vurarak ve onu‘Sik beni!’ diye sayıklatarak saplıyordum arkadan. Durmamacasına sert kasıklarımı, onun yumuşak etli poposuna vuruyordum. Bir elim saçlarında, diğer elim ile kah sırtını okşuyor kah poposunu tokatlıyordum. Arkadan bacaklarının arasından önünü avuçladım ve sırtını yaladım. Onu bir fahişe gibi düzüyordum, onun kendi mutfağında!

 

Hızlı vuruşlarım ve yukarı çıkartarak başına geçirmiş olduğum elbise ile iyice nefessiz kaldı ve terledi. Beyaz teni parlamaya başladı pencereden ışıyan güneşle. Onu deliler gibi boşaltmak ve benden vazgeçememesini sağlamak zorundaydım. Bir piston gibi gidip geliyordum içine; her seferinde biraz daha derine inmeye çalışarak. Her vuruşumda, aslında ağzından çıkarmak istemediği ‘AH’ sesleri mutfağın duvarlarında çınlıyordu. İçinden çıktım ve ensesinden tutarak kaldırdım. Bitkin poposu ile bu sefer arkasında kalmış tezgaha dayanarak dengesini korudu ve öpüşlerime karşılık vermeye çalışıyordu. Prezervatif yere düşmüştü ve ben daha boşalmamıştım.

 

Elleri omuzlarımda,

 

-         Boşalmadın değil mi?

-         Hayır canım, daha yeni başlıyorum ve merak etme, herşey seni eğlendirmek için! (bu piç laflarıma karşılık veremeyecek kadar bitkindi.)

 

Boynundan tuttum ve onu dizlerinin üzerine çömelttim. Onu, kafasının tepesinden, parmaklarım saçlarının içinde, avucumda tutarak, adice önüme doğru bastırıyordum. Kalkık organım yanaklarından kulaklarına, dudakları ise kısa kıllar ile kaplı kasıklarıma değiyordu. Belimi iki yana oynatarak onu kalkık sikimle dövüyordum sanki.

 

-         Ağzını aç!

-         Hayır(kızarmış gözleri ile bana bakıyordu)...

-         Aç dedim!!! (bu sefer öyle sert bağırmıştım ki, bir an irkildi ve geri çekildi; istemiyerek de olsa ağzını araladı, dimdik orama bakıyordu. Karşısında biraz önce içini cayır cayır yakan o sıcak organ duruyordu. Bir an iştahlandığına inanamadı, kendi sıvıları ile parlamış kalp atışlarım ile olduğu yerde yukarı doğru ritmik hareketler yapan kalın birşey vardı.)

-         Şey ama .. (bu ama ile iyice açılan boşluğa, ittirerek zorladım. Önce öğürerek ağzının içinde tutmaya çalıştığı organımı, elleri ile beni dizlerimden ittirmiş olsa da, kafasının bütün kolları avucumda olduğu için bir anda gırtlağına doğru ilerledi.)

-         Senin o yalancı ağzını öyle bir sikeceğim ki!! Ağzını becerdikten sonra o gırtlağındakini içine öyle bir saplıyacağım ki, beni aklından bile çıkartamıyacaksın. Sana asla yaşamadığın zevkleri yaşatacağım!!! (Ben yüksek sesli, ağzımda biriken tükürüklü nefesim ile iç çekerek onun ağzını sikerken, o, aralı da olsa nefesis kalmaktan aklı dönmüş, suratı pancar gibi ve gözleri kapalı bu işkencenin bitmesini ve içine girmemi bekliyordu. Bacaklarımdan beni ne kadar itiyor olsa da, dudaklarını iki yana yırtarcasına açtırarak, taşaklarımı alt dudaklarında ezdirircesine koca yarrağım ile gırtlağını siktirmeyi önleyemiyordu.)

 

Kollarında derman bitmişti ve artık nefesiz kalışları daha uzun sürüyor olsa da daha rahattı. Artık dudakları ile organımı vajinası gibi sıkıyor, beni boşaltmayı deniyordu. Belki böylesine şiddetli onu sikerken boşalır ve giderdim diye düşünüyordu ya da artık şevke gelmişti. Ne olursa olsun hiçbir kadının bu prosedürden zevk alamayacağı kadar sert bir şekilde, avucumda saçları, açılan dudaklarını kasıklarıma vurdurarak, daha hızlı sikiyordum o böyle yaptıkça. Boşalacak gibi olduğumu anladığım anda onu geri çektim; ağızlarını açtı ve etli dilinin üzerinde gezdirdim ucunu. Gözleri kapalı artık sadece denileni en iyi şekilde yapmaya kitlenmişti daha fazla canı acımasın diye. Ne yapıp ne edip bu azmış saldırganını boşaltmalıydı. Gözlerimdeki şehveti görmesini, gözlerim ile tekrardan, o kaçan, edebliyi oynayan azgın kızı, gözlerinden becermek istiyordum.

 

-         Aferim sana güzel kız... Aferim sana!

-         !?!? ( sadece ağzı açık bana bakıyordu. Gözlerinin içi parlıyordu ve kıpkırmızı suratı, ter damlacıkları il yüzü ve ağzından akan balgamlar ile çenesi parlıyordu. Saçları dağılmış, devamını merak ediyordu aslında.

 

Hala üzerinde olan ve o güzel koca göğüslerini kapatan elbisesini tuttum ve çıkardım. Serbest kalan memeleri sa

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !